Yeme İçme 4 dk okuma Berrin Aksoy
Mutfakta Gıda İsrafını Azaltmanın Yolları: Alışverişten Çöpe
İsraf nerede başlar, tarih etiketleri nasıl okunur, hangi ürün nasıl saklanır ve artıklar nasıl değerlendirilir? Evde gıda kaybını azaltmanın uygulanabilir yolları.
Alışverişten dönerken taşınan poşetlerin bir kısmı, birkaç gün sonra çöp kovasına gider. Buruşmuş bir maydanoz demeti, dibinde kalmış yoğurt, unutulmuş yarım limon, tarihi geçmiş bir paket. Bu kayıp tek tek bakıldığında küçük görünür; ancak yıl boyunca toplandığında ciddi bir tutara ve ciddi bir kaynak israfına karşılık gelir.
Gıda israfının büyük kısmı üretimde ya da markette değil, evlerde gerçekleşir. Bu, kötü bir haber gibi görünse de aslında iyi bir haberdir; çünkü doğrudan kontrol edilebilecek bir alan anlamına gelir. Çözüm de karmaşık değildir, birkaç alışkanlığın yeniden düzenlenmesinden ibarettir.
İsraf nerede başlar
Çoğu kişi israfın buzdolabında başladığını düşünür. Oysa asıl karar noktası markettir. Plansız yapılan alışveriş, evde ne olduğunu bilmeden çıkılan yol ve aç karnına girilen market; birlikte fazla alımın üç temel nedenidir.
Fazla alınan ürün, tüketilemeyeceği için değil, tüketilme sırası gelmediği için bozulur. Bu nedenle israfla mücadelenin ilk adımı dolabı düzenlemek değil, alışveriş listesini gerçek tüketime yaklaştırmaktır. Bir haftalık ihtiyacı doğru tahmin etmek, iki haftalık gıdayı doğru saklamaktan daha etkilidir.
Önce evdekini görmek
Alışverişe çıkmadan önce buzdolabına ve kilere bakmak, birkaç dakikalık ama en yüksek getirili işlemdir. Görünmeyen ürün yok sayılır ve ikinci kez satın alınır.
Dolabın arka sıraları bu yüzden risklidir. Yeni alınanı arkaya, mevcut olanı öne koymak basit ama güçlü bir kuraldır. Aynı şey kiler için de geçerlidir. Şeffaf kaplar ve gruplanmış raflar, bir bakışta envanter çıkarmayı mümkün kılar. Görünürlük arttıkça israf düşer.
Tarih etiketlerini doğru okumak
Ambalajlardaki iki farklı ifade sık sık karıştırılır. "Son tüketim tarihi" güvenlikle ilgilidir; bu tarihten sonra ürün tüketilmemelidir. "Tavsiye edilen tüketim tarihi" ise kaliteyle ilgilidir; ürün o tarihten sonra da genellikle güvenlidir, yalnızca en iyi halinde olmayabilir.
Bu ayrımı bilmemek, hâlâ tüketilebilir durumdaki gıdanın atılmasına yol açar. Kuru bakliyat, makarna, bal, sirke ve baharat gibi ürünler tavsiye edilen tarihin çok ötesinde kullanılabilir. Buna karşılık çiğ et, süt ürünleri ve hazır yemeklerde tarihe uymak gerekir. Şüphe varsa görünüm, koku ve doku üçlüsü karar vermeye yardımcı olur.
Doğru saklama süreyi uzatır
Aynı ürün, saklama biçimine göre üç gün ya da üç hafta dayanabilir. Yeşillikleri yıkayıp iyice kuruttuktan sonra kâğıt havluyla birlikte kapalı bir kaba koymak, sararmayı belirgin biçimde geciktirir.
Ekmek buzdolabında değil, oda sıcaklığında ya da dondurucuda saklanmalıdır. Soğan ve patates ayrı yerlerde durmalıdır; birlikte tutulduklarında ikisi de daha hızlı bozulur. Domates ve muz gibi olgunlaşma gazı salan meyveler, diğer ürünlerden ayrı tutulduğunda çevrelerindeki gıdanın ömrünü uzatır. Bu küçük ayrıntılar toplamda haftalık israfın önemli bir kısmını ortadan kaldırır.
Porsiyonu doğru ayarlamak
Tencerede kalan yemek, çoğu evde birkaç gün buzdolabında bekledikten sonra atılır. Sorun pişirilen yemeğin lezzeti değil, miktarıdır.
Bir kez fazla pişirmek plansa sorun yoktur; sorun plansız fazlalıktır. Pilav, makarna ve bakliyat gibi pişince hacmi büyüyen ürünlerde ölçü kullanmak fark yaratır. Artan yemeği hemen porsiyonlayıp dondurmak, üç gün buzdolabında bekletip atmaktan çok daha iyidir. Dondurulan porsiyonlar da etiketlenmelidir; tanınmayan kap, açılmayan kaptır.
Artıkları yeniden değerlendirmek
Pek çok mutfak atığı aslında malzemedir. Sebze sapları, soğan ve havuç kabukları biriktirilip kaynatıldığında sebze suyu olur ve çorbaya temel oluşturur.
Bayat ekmek galeta unu ve kruton verir. Olgunlaşmış muz ve elma tatlıya girer. Yoğurdun suyu hamur işinde kullanılabilir. Kalan pilav köfteye, kalan sebze omlete dönüşür. Bunlar zor tarifler değil, mutfağın eski refleksleridir; yalnızca hazır gıdaya alışıldıkça unutulmuşlardır.
Buzdolabının çalışma düzeni
Bozulmanın hızlanmasının teknik bir nedeni de yanlış sıcaklıktır. Kapı sık açıldığında ya da dolap aşırı doldurulduğunda içerideki hava düzgün dolaşmaz ve bazı bölgeler yeterince soğumaz.
Dolabın yaklaşık dörtte birini boş bırakmak, soğuk havanın dolaşmasını sağlar. Kapı rafları en sıcak bölgedir; süt ve yumurta gibi hassas ürünler için uygun değildir. Sıcak yemeği doğrudan dolaba koymak da iç sıcaklığı yükseltir ve komşu ürünleri etkiler. Bu ayarlamalar hem gıdayı korur hem de enerji tüketimini düşürür.
İsrafın görünmeyen maliyeti
Atılan bir gıdanın maliyeti, yalnızca ödenen para değildir. O ürünün yetişmesi için harcanan su, toprak, yakıt ve emek de birlikte çöpe gider.
Bu nedenle mutfaktaki israfı azaltmak, iklim değişikliğiyle mücadelede bireysel adımlar arasında en somut ve en kolay uygulanabilir olanlardan biridir. Üstelik burada bir fedakârlık yoktur; israfı azaltmak aynı zamanda para kazandırır. İkisi aynı yöne bakan nadir tercihlerdendir.
Atığı en aza indirmek
Her şeye rağmen bir miktar organik atık kaçınılmazdır. Kabuk, çekirdek ve sap tamamen ortadan kaldırılamaz.
Bahçesi ya da balkonu olan hane için kompost, bu atığı toprağa geri kazandırmanın yoludur. Apartman koşullarında küçük hacimli kapalı kompost kapları da kullanılabilir. Bu mümkün değilse en azından organik atığı ambalajdan ayırmak, atığın işlenmesini kolaylaştırır. Ayrıca ayrıştırma yapan bir hane, ne kadar gıda attığını da gözle görür; bu farkındalık tek başına israfı azaltır.
Ölçmeden başlamamak
Bir hane bir hafta boyunca attığı gıdayı not ettiğinde, sonuç genellikle şaşırtıcı olur. En çok atılan üç ürün belirlendiğinde çözüm de netleşir.
Sürekli bayatlayan ekmekse, alım miktarı düşürülür. Sürekli çürüyen yeşilliklerse, saklama yöntemi değiştirilir. Sürekli artan yemekse, porsiyon küçültülür. On farklı öneriyi birden uygulamaya çalışmak yerine kendi mutfağının en büyük kaybına odaklanmak, hem daha kolay hem de çok daha etkili bir yaklaşımdır.